Herkesin, bir ülkede beş yıl yaşayıp kahve ısmarlamanın ötesine hiç geçememiş bir tanıdığı vardır. Dilin içinde yaşamak muazzam bir avantajdır ama bir yöntem değildir. Bir yerde yaşamak fırsat sağlar; pratik sağlamaz ve bu ikisi kolayca karıştırılır.
Yurt dışındaki bir gün neredeyse hiç hedef dil içermeyebilir
Kendi dilinizde iş, memleketten arkadaşlar, kendi medyanızla dolu bir telefon ve bütün alışverişin altı kelimeye sığdığı dükkânlar. Böyle bir yılı geçirmek pekâlâ mümkündür. Dün o dili gerçekten kaç dakika konuştuğunuzu sayın. Taşınmış insanların çoğu için bu sayı, sandıklarından çok daha düşüktür.
İçinde yaşamak maruziyet verir, üretim değil
Bir dille çevrili olmak dinleme anlayışını ve ritim duygusunu kurar. Ama bunların hiçbiri kendiliğinden konuşmaya dönüşmez; yine de üretmeniz gerekir. Yıllardır orada yaşayanların her şeyi anlayıp İngilizce cevap vermesinin sebebi budur. Girdi geldi; çıktı hiç gelmedi.
Durumları bilerek kurun
Tekrarlayan etkileşimler seçin ve onları o dilde yapmaya söz verin: aynı kafe, aynı dükkân, komşu, yemek ya da bir spor gibi konuyla ilgisiz bir kurs. Dilin tek seçenek olduğu haftalık bir yükümlülük, sınırsız ama isteğe bağlı fırsatı her seferinde yener.
İlk altı ayı koruyun
Varışta kurduğunuz alışkanlıklar genellikle kalıcılaşır. İlk yarıyılı yabancılar çevresinde geçirirseniz, o çevre üç yıl sonra da hayatınız olmaya devam eder. Rahatsızlığı başa alın. Kötü bir altı ay, çok daha iyi bir on yıl demektir.
Yurt dışına taşınmak pratiğin değerini katlar, onun yerine geçmez. Dilin zorunlu olduğu yerleri önceden kararlaştırın; gerisini içinde yaşamak halleder.